![]() |
![]() |
|||||
|
|
||||||
|
|
||||||
|
|
||||||
|
|
||||||
|
|
||||||
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Pazar, Mayıs 11 - Anneler Günü
ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN
Hastalıkta,sağlıkta mutlu gününüzde,acılı gününüzde her zaman yanımızda olan tüm annelerimizin "Anneler Günü" kutlu olsun. Anne olmak sevmek,hissetmek,korumak,üretmek ve anlatılamıyacak daha nice üstün değerler... Hep çocuk oluruz konu anne olunca.Hep eksiktir bir yanımız...Anneye duyulan özlem ise özlemlerin en büyüğü. Annesiz kalmak çok zor her çocuk için; yaşı kaç olursa olsun. Eğer anneniz sağ ise; kıymetini bilin. Ben annemi 5 Aralık günü kaybettim. Şimdi yanımda olması için herşeyi verirdim. Siz siz olun anneniz hayattaysa mutlaka ona sevginizi verin. Buradan tüm annelerin , kendini anne hissedenlerin ve anne adaylarının "Anneler Günü"nü kutlarım.
Çarşamba, Mayıs 7 - SOBE
Arkadaşım Hülya1 beni sobelemiş.Şimdi sıra bende... Ben de http://DagYurekli.blogcu.com 'u sobeliyorum...
Önüm Arkam Sağım Solum Sobe, Saklanmayan Ebe… Ağustosun 15 inde doğduğum zaman, Babamı, annemi sevince boğdum. Ceviz dikti dedem köye çeyizim için, Çocuk değil bu canavar demişler benim için. Dökmek, kırmak, vurmakmış bütün işim. En güzel yıllarıydı yaşamımın çocukluğum, Fır dönerdi çevremde anneciğim. Gelin olmaktı bütün hayalim, Hadi evlen diyor çocukluğumu bilenler. Irak artık benden böyle düşler…Pek ırak… İz bıraktı gençliğim nice kalbi kırarak. Jöle yoktu o zaman sürecek saçlarımıza, Kendi rengindeydi dudaklarımız, pembe yanaklarımız. Lavanta kokardı giysilerim parfüm yerine. Mesleğimin ilk yılları idi bu güzel yıllar. Ne zaman döneceğini beklerken sevdiğimin görevinden, Ortalığa yayıldı şehitlik haberi doğu illerinden... Önümdeki günleri görmez oldu gözlerim Paramparça umutlar, geleceğim, düşlerim. Razı oldum kadere çekildim kabuğuma... Sevgimi yönelttim ben mini mini kalplere Şefkat dolu kollarım açıldı öğrencilerime. Tanrı aldı elimden son kalan sevdiğimi, Uğurladım anamı 5 Aralık kış günü. Üzüntü,elem,keder geliyor bana vız. Varsa gerçek dostları inanın duyuyor haz. Yaşam ırmağım aktı kâh duru kâh çağlayarak. Zevk almaya çalışırım dostlar,kendimi akıntıya bırakarak...
Çarşamba, Nisan 30 - Ömrüm...
ÖMRÜM Hayatı yaşamaya aday oluşunun ardından, heyecanlı bekleyiş başlar. Sen içerdesindir… Farkında bile değilsindir dışarıda seni bekleyenlerinden… Tutsaksın içerde. Dışarıda tatlı bir telaş. Üzerine kurulan hayaller…
Dokuz ay sonraki ilk çığlıklarla toplarsın etrafına bekleyenleri. Her ihtiyacında veryansın edersin. Çevrende pervane kesilirler. Ne emrin varsa yerine getirilir acil tarafından. Bu saltanat yıllar sürer. Planlar yapılır geleceğine dair. Düşler kurulur üzerine en fiyakalılarından. Eldeki tüm imkanlar, seferber edilir mutluluğun için. Karşılık beklenmez, ne verilen sevgi ne de harcanan emeğe. Bir zaman sonra yenileri eklenir senin için çarpan kalplere. Akar gönlün içlerinden birine. Zirvesindesindir hayat yokuşunun. Samanlık seyran olur sonra… Sonra çoğalırsın. Bu sefer rolü sen oynamaya başlarsın: Analık ya da babalık.
Güneşin etrafında Dünya, Dünya’nın etrafında Ay… Güneşken Dünya olursun sen yavrunun etrafında dönerken. Senin zor anlarında her an yanındadır annen baban. Karanlık gecelerde hep ışıtırlar. Her ne kadar güneşin ışığından onları fark etmesen de… Sen de olgunlaşırsın, büyürsün yavrunla birlikte. Kendini kimi zaman unutursun. Geleceğe bırakacağın eserini yetiştirme telaşıyla. Cenap Şehabettin’in dediği gibi “Dağlar yaklaştıkça büyür, çocuklar büyüdükçe uzaklaşır.”Kozadan çıkan kelebekler gibi, uçup gidiverirler ne olduğunu anlamadan. Bu sırada eşin dostunda azalmaya başlar, dökülen saçların gibi. Saat yönünün tersine dönmeye başlar başlangıçtaki her şey. Bu sefer yine tutsaksındır. Fakat mekanın ana rahmi değil,dört duvardır.Bekleyişin sen farkındasındır;onlar değil. Yine çığlıklar atarsın ama sessiz… Kimseler duymaz. Elinden tutsunlar istersin ilk adımlarını attığın zamanki gibi… Yürürsün… Bir son mudur seni bekleyen yoksa başlangıç mı? Konuşmak istersin, dinlesinler yeter. Ne dediğini anlamasalar da olur. İlk kelimelerini söylerken öyle yapmamışlar mıydı? Hani o gözlerinin içine bakarak… Bir iç çekersin : ahhh o günler… Annenin sevdiği hüzzam şarkı takılır dudağına. Kısacık geçiverir gözünün önünden uzun ömrün. Bir sızı iner yüreğine. Onlar da demek böyle beklediler diye. Kimseler duymadan, görmeden, bilmeden… Bekleyen ve bekletenlerin tez zamanda kavuşması dileğimle…
Cuma, Nisan 25 - Yazmalıyım...
Niye yazı yazıyorsun?diye seslendiler genç kadına.Komik bir soru diye düşündü.Klasik bir cevap vermek istedi bu soruya.Hayal dünyamı döküyorum veya huzur buluyorum demek istedi.Ama veremiyordu.Niye mi?Çünkü niye yazdığını bilmiyordu. Yazmaya çok önceleri başlamıştı.Yarım bırakılmış bir hikâyesi bile vardı.Ama devam etmeyi düşünmemişti.Onun dışında kısa hikâyeleri de vardı.Hani beş kelime verirler, sonra bunların kullanıldığı hikâye isterler ya okulda…O türden hikâyeler.Bazen çıkarıp okuyor onları genç kadın.Gözleri buğulanıp,geçmişi yaşıyor. Ben niye yazıyorum?diye sordu kendi kendine. Zevk için mi? Can sıkıntısından mı?Bir nedeni yoktu.O yazmak için yazıyordu.Çoğu insan içini akıtır ya yazılarına,düz yazıya,şiire…Buram buram yazarları kokar bu yazıların.Benimkiler öyle değil ki diye fısıldadı kadın.Ben kendimi anlatmıyorum. Yazdıklarımdaki kadın ben değilim ki… Yazmalıydı…Neden yazdığını,sebebini bilmeden yazmalıydı.Çıkarmalıydı artık yarım bırakılmış hikayeyi kutusundan.Yazmalıydı…Kendisiyle, yazılarıyla, nedensizlikleriyle,her şeyiyle mutlu olması için yazmalıydı…
|
||||
|
|
|||||